
Kuzey Makedonya sınırlarındaki Manastır şehrinde 1871’de doğan Cenap Şahabettin, babasının Osmanlı-Rus Savaşı’nda şehit düşmesi üzerine İstanbul’a taşındı. İlk öğrenimini Tophane’deki Feyziye Mektebi’nde tamamladıktan sonra askeri rüşdiye eğitimine devam etti. Askeri liseden sonra Tıbbiye İdadisi’ne giren Şahabettin, Tıbbiye’nin 5. sınıfına kabul edildi. 1889 yılında okulu başarıyla tamamladı ve Paris’e tıbbi eğitim almak üzere gönderildi.
Paris’te dört yıl geçiren Şahabettin, edebiyatla ilgilenmeye başladı. İlk şiirlerini 14-15 yaşlarında okuldayken yazmaya başladı ve Muallim Naci’nin yönettiği “Saadet” gazetesinde yayımlandı. Daha sonra “Mekteb”, “Hazine-i Fünun”, “Maarif” ve “Malumat” dergilerinde de şiir denemeleri yayımlandı. Şahabettin, önceleri divan şiiriyle ilgilense de zamanla Batı tarzı şiire yönelerek Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’dan etkilenmeye başladı.
Şahabettin’in şiirleri “Servet-i Fünun” dergisinde yayımlandı ve dönemin edebiyat dünyasında büyük tartışmalara yol açtı. Kendi şiir anlayışını “sözcüklerle yapılmış bir resim” olarak tanımlayan Şahabettin, hece vezniyle uyumlu şiirler yazmayı savundu. Ayrıca nesir alanında da eserler verdi ve tiyatroyla ilgilendi. Meşrutiyet’in ilanından sonra Türk edebiyatı ve Batı edebiyatı dersleri veren Şahabettin, Milli Mücadele yıllarında ise Suriye’ye giderek yazılarını “Suriye Mektupları” adıyla yayımladı.
Şahabettin, son yıllarında Fransızca-Türkçe sözlük üzerinde çalışırken beyin kanaması geçirerek 1934 yılında İstanbul’da vefat etti. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Şahabettin, hem şiirleriyle hem de düz yazılarıyla edebiyat dünyasında iz bıraktı.
















Reklam & İşbirliği: [email protected]